Eğitime Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitime Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2022 Pazartesi

Çocukların Okuduğu Kitabı Daha İyi Anlamasını Sağlayacak 12 Soru


Okumak, insanın olayları, durumları, hayatı anlamasında ve anlamlandırmasında, dil becerilerinin gelişmesinde, anlama ve anlatma kabiliyetinin gelişmesinde; olaylara, durumlara ve hayata farklı bakış açıları geliştirmesinde, hayal gücünün gelişmesinde oldukça önemli bir eylemdir. Bu kadar hayatî bir öneme sahip olan okuma becerisinin çocuklara erken yaşlarda kazandırılması oldukça önemlidir. Kitaplarla erken yaşlarda tanışan çocuğun dil becerileri gelişir ve çocuk estetik duyarlık kazanarak dünyayı ve hayatı rahatlıkla anlayabilir ve anlamlandırabilir. Ancak çocuğun bu becerileri kazanması her kitapla olmayabilir. Çocuğun bu becerileri kazanması gelişimine uygun, ilgilerine hitap eden nitelikli kitaplarla olabilir.


Kitap okumanın faydalarını anlattığımız yazımıza aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: 

Kitap Okumak İçin 18 Neden


Çocuk, nitelikli kitaplarla nitelikli vakit geçirebilir. Çocuğa, kitap okurken ya da kitap okuduktan sonra sorduğumuz sorular, çocuğun kitabı daha iyi anlamasını ve kitapla daha nitelikli vakit geçirmesini sağlayabilir. Megan Daley’in “Kitap Okuyan Çocuk Yetiştirmek” adlı eserindeki okuduğunu anlama soru fikirleri bu bağlamda işimize çok yarayabilir. Bu soruları şöyle listeleyebiliriz:

1)Kitaptaki resimler hakkında ne düşünüyorsun?

2)En sevdiğin resim hangisi? Neden? Resmi anlatabilir misin?

3)Hikâyede daha sonra ne olabilir sence?

4)Sen bu kitabın yazarı olsan sonunu aynı şekilde mi bitirirdin?

5)Sence bu yazarın bize anlatmak istediği nedir? Anlatılmak istenen mesajı anlaman için ne yardımcı oldu?

6)Hikâyenin en heyecanlı ve en ilginç kısmı neresi?

7)En çok hangi karakteri sevdin? Neden?

8)Karakterlerden herhangi birisi sana tanıdığın birini hatırlattı mı?

9) Kapağına bak. Hikâye hakkında ipucu veriyor mu?

10) Bu kitap sana kendini nasıl hissettirdi? Seni mutlu etti mi?

11) Hikâye nerede ve hangi zamanda geçiyor?

12) Hikâyeyi yeniden anlatabilir misin?

Çocuklara okuma alışkanlığı nasıl kazandırılır? Bununla ilgili yazımıza BURADAN ulaşabilirsiniz.

 

Kaynak: Megan Daley, Kitap Okuyan Çocuk Yetiştirmek, İngilizceden çeviren: Murat Sır, Orenda Kitap.

 


17 Ekim 2022 Pazartesi

Çocuklara Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?


Okumak, insanı hem ruhsal yönden hem de zihinsel yönden geliştiren yararlı bir etkinliktir. Düzenli olarak kitap okuyan insanın anlama ve anlatma kabiliyeti gelişir, olaylara ve durumlara bakış açısı da değişir. Okuma eyleminin bu denli yararlı olduğunun bilincinde olan anne-babalar ise çocuklarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak istemekte ve bunun için de çeşitli mecralarda araştırmalar yapmaktadırlar. Biz de bunun bilincinde olarak bu yazımızda;

-Çocuklara okuma alışkanlığı nasıl kazandırılır?

-Öğrencilerde okuma alışkanlığı kazandırmak için nasıl çalışmalar yapılmalı?

-Okuma sevgisi nasıl kazandırılır?

gibi soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.

Yazımıza geçmeden önce kitap okumanın faydalarını anlattığımız yazımıza aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: 

Kitap Okumak İçin 18 Önemli Neden


Çocuklara Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

1)Öncelikle yetişkinler olarak onlara örnek olmalıyız. Yani bizim de elimizde kitap olmalı ve onlara okuyarak örnek olmalıyız.

2)Çocuklarla kitapları olabildiğince erken yaşlarda tanıştırmalıyız.

3)Kitapları, dergileri vb. yayınları çocukların ulaşabilecekleri yerlerde bırakmalıyız. Çocuklar her zaman kitap, dergi gibi yayınlara ulaşabilmeli ve onlarla vakit geçirebilmelidir.

4) “Çocuğa görelik” ilkesi her zaman önemlidir. Çocuğunuzun okuyacağı kitaplar onun seviyesine uygun olmalıdır. Çocuğun seviyesine uygun olmayan kitaplar çocuğu okuma eyleminden soğutabilir. Bu nedenle çocuğa okuma sevgisi kazandırmak için onların seviyesine ve gelişim özelliklerine uygun kitaplar sunmalıyız.

5) Onlara kitap seçiminde rehber olun ancak onların tercihlerine de saygı duyun. Çocuk; karikatür, çizgi roman vb. türler de okumak isteyebilir. Yeter ki bu kitaplar onların ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek nitelikte olmasın.

6) Çocuklarınızla düzenli olarak kitap alışverişi yapın. Onlarla birlikte kitapçıları gezin.

7) Onlarla birlikte kütüphanelere gidin.

8) Her gün düzenli olarak uygulamak üzere bir okuma saati belirleyin. Örneğin; her akşam saat 20.00-20.45 arası ailecek okuma saatiniz olsun. Ya da başka bir vakit de belirleyebilirsiniz. Tercih sizin.

9) Evinizde uygun bir okuma köşesi oluşturun. Çocuğun kendisini iyi hissedebileceği bir köşe, onun okuma sevgisini daha da artırabilir.

10) Evinizi dergi, kitap vb. okuma materyalleriyle doldurun. Bu konuda tür çeşitliliği oldukça önem arz ediyor. Bu konuda bir diğer önemli nokta bu materyallerin çocuğun gelişimine uygun ve nitelikli olmasıdır.

Nitelikli kitaplar, çocukların hayatı, dünyayı anlamasında ve anlamlandırmasında, dil becerilerini geliştirmesinde, estetik duyarlık kazanmasında oldukça önemlidir. Bu nedenle kitapların ve okuma alışkanlığının hepimizin hayatında yeri olmalıdır.

Okumayı hayatınızın merkezine almanız dileğiyle, herkese keyifli okumalar...

 


23 Haziran 2022 Perşembe

Merhamet Üzerine


Merhamet, insanı insan yapan en yüce duygulardan birisidir. Tıpkı sevgi gibi... O olmazsa düşmanlık artar, tüm iyi şeyler yeryüzünden silinir. Acıma değildir merhamet. Duygudaşlıktır, düşen, acı çeken bir canlının elinden tutmaktır.

Sizlere bu yazımızda MEB’in düzenlediği Kemal Sayar’ın “Merhamet ve Yavaşlamak” adlı seminerinden önemli notları paylaşacağız.

Kemal Sayar’ın “Merhamet ve Yavaşlamak” Seminerinden Önemli Notlar

-Merhamet, gönlün zekâsıdır. (Goethe)

-Merhamet, dünyanın bütün feryatlarını duyabilmektir.

-Merhamet acımak değildir. Acımakta yukarıdan bir bakış, lütufkârlık vardır.

-Merhametli insanlar; başkalarının yaşadığı acıları, ıstırapları çok kolay hisseden, yüksek düzeyde empati gösterebilen insanlardır. Merhamet için empati tek başına yeterli değildir ama olmazsa olmaz bir duygudur.

-İnsan evlâdı zaten doğuştan empatiye ve merhamete programlı bir varlıktır.

-Eğitimde de merhamet duygusunun çok önemli bir yeri olmalı. Çocuklarımıza ilkokuldan başlayarak merhamet eğitimi vermeliyiz. Merhamet eğitimi derken şunu kastediyorum: Bir bıçağın kanatabileceğini, bir yumruğun can yakabileceğini, kötü bir sözün insanları küçük düşürüp onları ciddi psikolojik sorunlara maruz bırakabileceğini çocuklarımıza öğretebilmeliyiz. Dramalarla, ahlâkî ikilemlerle, tiyatroyla veya münazaralarla  merhamet duygusu çocuklarımıza öğretilebilir.

- Pandemi sonrasının bize biraz daha güzel bir dünya bırakmasını ümit ediyorduk; yokluğu, ölümü tecrübe etmiş insanlık olarak. Fakat giderek insanın daha da kıyıcılaştığı, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dediği “altta kalanın canı çıksın” dediği daha vahşi bir dünyaya gidiyor gibi gözüküyoruz. Bunu maske savaşlarında da gördük, tıbbî ekipmanların dünyaya eşit bir şekilde dağıtılmamasında gördük, aşı milliyetçiliğinde gördük.

-Merhamet, sosyal adaletin bir bileşenidir ve sosyal adaletin sağlanmasına katkıda bulunur.

-Bir matematik öğretmeni arkadaşım var. Finlandiyalı bir meslektaşıyla sohbetini anlattı bana. Arkadaşım “Siz çok güzel eğitim veriyorsunuz, okullarınız meşhur. ‘Matematikte şu konuyu öğretmezsek olmaz.’ dediğiniz konu hangisi?” diye sormuş. Cevap vermiş Finlandiyalı: “Ahlâk...” Yani biz bir çocuğa önce ahlâklı olmayı öğretmek zorundayız, matematik sonra gelir. Çünkü bilimin de kendince bir ahlâkı vardır.

Kemal Sayar’ın “Merhamet ve Yavaşlamak”seminerinden önemli notları sizlere aktarmaya çalıştık. Yazımızı bitirmeden önce şunu da söyleyelim: Merhamet, sadece okullarda öğretilen bir duygu değildir. Eğitimin önce evde, ailede başladığını unutmayalım ve aileler olarak çocuklarımıza merhamet duygusunu öğretelim. 

12 Mart 2022 Cumartesi

MEB'den Teftişte Yeni Adım


 Milli Eğitim Bakanlığı eğitimde kaliteyi artırmak amacıyla yeni bir sistem kurdu. Sistemin adı "Kalite Güvence Sistemi"... Bu yazımızda sizlere bu sistemin öne çıkan özelliklerini anlatacağız.

1) Yeni sistemde teftişin fonksiyonlarına rehberlik ve denetleme, izleme ve değerlendirme de dahil edildi.

2) Tüm illerimizde "Eğitim Müfettişleri Başkanlığı"  kuruluyor. Eğitim müfettişleri başkanları, teftiş kurulu başkanının başkanlığında her yıl en az bir kez toplanacak.

3) Uygulamaya alınan yeni "Kalite Güvence Sistemi"yle okullar kendi öz değerlendirme raporlarını kendileri hazırlayacak.

4) Öz değerlendirme raporlarına göre her bir okul en geç 3 yılda bir denetlenecek ve rehberlik desteği sağlanacak.

5) Öğretim programlarının uygulanması ile öğrencilerin kazanımlara ulaşma durumları sürekli izlenecek. Denetim için 3 yıl beklenmeyecek.

6) Eğitim müfettişleri başkanlığı, illere yönelik izleme ve değerlendirme çalışması yapacak, illerin hedeflerine ulaşabilmesi için Bakanlık tarafından destek verilecek.

Kaynak: MEB


Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde ülkemizdeki matematik eğitiminin geliştirilmesi ve öğrencilere matematiği sevdirme adına "Matematik Seferberliği" projesi başlatmıştı. 

26 Mayıs 2021 Çarşamba

LGS Öncesi Son Tavsiyeler

 

                                                 Foto Kaynak: www.pexels.com

Değerli okurlarımız, hepimizin de bildiği gibi sınav süreçleri oldukça zor ve sancılıdır. Sabır, irade ve düzenli çalışma gerektirir. Sınavlara hazırlanırken tüm süreç önemlidir ancak sınavların yaklaştığı süreç daha da önemlidir. Çünkü sınava bir ay kala ya da daha az süre kala öğrencilerin daha çok stresli olduğu anlardır. Biz de bunun bilincinde olarak "LGS Öncesi Son Tavsiyeler" adlı yazımızda  LGS'ye günler kala neler yapılması gerektiğini anlattık. Ayrıca sınav sırasında öğrencilerin neler yapmaları gerektiğinden de bahsettik.

Öncelikle öğrenciler sınava günler kala yeni bir konu öğrenmek için gayret göstermemeli. İçinde bulunduğumuz süreç yeni konu öğrenme süreci değil deneme sınavı çözme sürecidir. Deneme sınavları ise rastgele değil belli bir stratejiye göre çözülmeli. Deneme sınavları çözülüp bitirildikten sonra sorular mutlaka analiz edilmeli ve yanlışlar tespit edilmelidir. Nerede, hangi konularda hatalar yapıldığına dair tespitler yapılmalı ve eksik noktaları tamamlayıcı çalışmalar yapılmalıdır. Örmeğin; hangi konuda hata yapıldıysa o konunun genel bir özetine göz atmakta fayda var.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi sınav öncesi süreç öğrencilerin stres altında oldukları bir dönem... Bu stres hem öğrencinin kendisinden hem de velilerinden kaynaklanabiliyor. Kimi öğrenciler başaramama kaygısı nedeniyle kimileri de ailelerinden gelen baskılar nedeniyle stres yaşayabiliyorlar. LGS'ye az bir süre kala moral ve motivasyonun yüksek düzeyde tutulması oldukça önemli. Tam da bu konuda velilere büyük görev düşmekte. Velilerin çocuklarıyla konuşurken oldukça dikkatli olmaları ve sınavı ölüm-kalım meselesi haline getirmemeleri öğrencinin üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

LGS öncesi süreç için bir diğer önemli husus da beslenme ve uyku...Sınav öncesinde beslenme ve uyku düzenine dikkat edilmeli, sınava kadar bir biyolojik ritim tutturulmalıdır.

LGS öncesi son tavsiyeler konusunda sınava günler kala yeni bir konuya geçmenin verimli olmayacağını, bu süreçte deneme sınavlarının çözülmesinin daha faydalı olacağını belirtmiştik. Buna ek olarak konu ve ünitelerle ilgili çıkarılan özetlere, kitaplarda yer alan önemli bilgilere ve ipuçlarına hızlı bir şekilde göz atmak da faydalı olacaktır.

Zaman yönetimi, tüm konularda olduğu gibi LGS ve diğer sınavlarda da oldukça önemli bir yere sahiptir. Sınav sırasında öğrenciler soruları olabildiğince dikkatli okumalı, süreyi akıllı bir şekilde kullanmalı ve yapamadıkları sorularla gerektiğinden fazla zaman kaybetmemelidir. Öğrenci bir soruyu yapamadıysa o soruyla kesinlikle inatlaşmamalı, o soruyu boş bırakıp sınavın sonunda tekrar o soruya dönmelidir.

Öğrencilerin sınav sırasında heyecanlanmaları ise gayet doğal bir durum... Ancak burada önemli olan heyecanın kontrol altına alınması... LGS'de yaşanabilecek aşırı heyecanın önüne geçebilmek içinse yapılacak birkaç denemeyi sınavla aynı saatte olacak şekilde, olabildiğince sınav atmosferine uygun bir ortamda yapmak sınav sırasında yaşanabilecek aşırı heyecanı kademeli bir şekilde azaltabilir.

Değerli okurlarımız, öğrencilerimiz, çocuklarımız bu zorlu süreçte ellerinden geldiğince LGS'ye hazırlandılar, hazırlanmaya gayret gösterdiler. Başarı elbette önemlidir ama her sınavda olduğu gibi bu sınavdaki muhtemel bir başarısızlık da dünyanın sonu değildir. Bunun bilincinde olarak çocuklarımızla iletişim kuralım.



17 Temmuz 2020 Cuma

Velilerin Sınav Sonuçlarına Yaklaşımı Nasıl Olmalı?

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/tr

Çocuklarımız, gençlerimiz büyük bir emekle sınava hazırlandılar ve sonucu iyi olsun kötü olsun bir sonuç elde ettiler. Sınav konusunda velilerimize düşen önemli bir görev var: Sınav sonucunu sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek...

Hayatta başarılı olmak da var başarısız olmak da... Bu hepimiz için geçerli bir durum... Çocuğunuz da girdiği sınavlarda başarısız olabilir. Bu durumda hemen çocuğunuzu yargılamak kesinlikle doğru bir davranış değildir. Ortada bir başarısızlık varsa önce anne-baba olarak kendinizi sorgulamalısınız. Önce şu soruları kendinize sormanızı tavsiye ederiz:

-Çocuğuma yeteri kadar sorumluluk bilincini aşılayabildim mi?

"Çocuğunuza Sorumluluk Duygusunu Nasıl Kazandırabilirsiniz?" adlı yazımıza BURADAN ulaşabilirsiniz.

-Çocuğum çalışma alışkanlığını yeterince kazanabildi mi? Ona bu alışkanlığı kazandırma konusunda bizler elimizden geleni yapabildik mi?
-Çocuğumun evde rahat bir ders çalışma ortamı var mıydı? Bu ortamın sağlanmasında üzerimize düşen görevleri yerine getirebildik mi?
-Çocuğumla sağlıklı bir iletişim kurabildim mi?
-Koronavirüs salgını nedeniyle yapılmaya başlanan uzaktan eğitim sürecinde çocuğuma yeteri kadar fayda sağlayabildim mi? Bu süreçte ona yeterince destek ve rehber olabildim mi?
-Salgın sürecinde çocuğumun öğretmenleriyle sağlıklı bir iletişim kurabildim mi?

Değerli anne-babalar, kısacası önce kendinizi sorgulamalı daha sonra çocuğunuzla birlikte başarıyı artırabilmek adına etkili ve verimli bir plan geliştirmelisiniz. "Zararın neresinden dönersek kârdır." anlayışından hareketle çocuğunuzun bundan sonraki eğitim hayatında başarılı olabilmesi adına adımlar atmalısınız. Sınav başarısızlığı dünyanın sonu değildir. Başarı da başarısızlık da aslında yeni bir başlangıçtır. Bu yeni başlangıcı sağlıklı bir şekilde yapmak ise oldukça önemlidir. 

Değerli anne-babalar, sınav başarısızlığı karşısında;

1) Çocuğunuzla doğru bir şekilde iletişim kurmaya çalışın. Kesinlikle onu kıracak, üzecek, öz güvenini zedeleyecek ifadelerden kaçının. Başarısızlığın nedenlerini çocuğunuzla birlikte tespit edip onun eksikliklerini giderecek verimli ve etkili bir çalışma programı hazırlayın.
2) Ona ceza vermekten kaçının. Çünkü ceza vermek sağlıklı sonuçlar doğurmayabilir. Ceza vermek yerine ona sorumluluk bilincini geliştirecek görevler verebilirsiniz. Her koşulda çocuğunuzla doğru bir şekilde iletişim kurmanın yollarını arayın.
3) Onu sosyal faaliyetlerden alıkoymayın. Aksi takdirde çocuğunuzun kişisel gelişimini baltalamış olursunuz.
4) Sınav sonucu üzerinden çocuğunuzun hayatta başarılı olup olamayacağı konusunda tespitler yapmaktan kaçının.
5) Çocuğunuzu akranlarıyla kesinlikle kıyaslamayın. Çocuğunuzu akranlarıyla kıyaslamak onda yetersizlik duygusunun oluşmasına yol açabilir.
6) Sınav sonucuna göre çocuğunuzu zekâ seviyeleri açısından değerlendirmekten kaçının. Sınav, çocuğunuzun o esnadaki bilgilerini ölçen bir uygulamadır. Sınav esnasında kaygı, heyecan vb. durumlar çocuğunuzun gerçek performansını göstermesine engel olmuş olabilir. Bu nedenle sınavlar, çocuğunuzun zekâ düzeyi hakkında sağlıklı bilgiler vermeyebilir.
7) Tüm bunları yaparken dengeyi sağlamaya çalışın. Onun şımarık bir birey olmasına neden olacak davranışlardan kaçınmaya özen gösterin.

Değerli veliler, sınav başarısızlığı kesinlikle dünyanın sonu değildir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi aslında yepyeni bir başlangıçtır. İyi bir başlangıç yapmak sizlerin ve çocuğunuzun elinde... Son olarak şunu söylemek isteriz ki; çocuğunuza her şeyden önce kendisi ve geleceği için çalışıp başarılı olması gerektiği bilincini aşılamanız onun bundan sonraki hayatı için önemli bir adım olacaktır. Herkese sevgi ve saygılarımızla...

12 Temmuz 2020 Pazar

Hibrit Eğitim Modeli Nedir?

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/arastirma-bilgi-edebiyat-egitim-289737/

Koronavirüs süreci bizlere hayatımızda hiç yaşamadığımız duyguları ve durumları yaşattı. Neredeyse tüm faaliyetler durma noktasına geldi. Tabii bu süreç eğitim-öğretim faaliyetlerini de olumsuz etkiledi. Yüz yüze eğitime ara verildi ve uzaktan eğitime başlandı. Uzaktan eğitime başlanmasıyla birlikte eğitim-öğretim teknolojilerinin ne kadar da büyük bir öneme sahip olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Ancak uzaktan eğitim sürecinde aksaklıklar da yaşandı. İnternet erişimi sıkıntısı (özellikle kırsal kesimde yaşayan öğrenciler için), teknik yetersizlikler, öğrencileri sürece katmada ve motive etmede yaşanılan güçlükler bunlardan bazıları... Ve artık yeni tip koronavirüsün hayatımıza girmesiyle birlikte eğitimde yepyeni bir dönem bizleri bekliyor gibi... 31 Ağustos'ta okulların açılması plânlanıyor ama açılıp açılmayacağı ve açıldığı takdirde hangi yöntemlerin izleneceği belirsiz durumda. 31 Ağustos'ta okulların açılması halinde öğrenme öğretme sürecinde hangi modelin uygulanacağı hakkında çeşitli görüşler var. Uygulanması düşünülen modellerden birisi hibrit eğitim modeli. Peki hibrit eğitim modeli nedir?

Hibrit eğitim modeli başka bir deyişle harmanlanmış öğrenme çevrim içi ya da internet tabanlı öğrenme etkinliklerinin sınıf içinde gerçekleştirilen yüz yüze öğrenme etkinlikleriyle birleştirilmesini ifade eder. Başka bir deyişle biz buna geleneksel eğitim uygulamalarıyla internet teknolojisinin bir arada kullanılması diyebiliriz. Yani buradan anlayacağımız şu ki; yeni dönemde uzaktan eğitimle yüz yüze öğrenme etkinlikleri yoğun bir şekilde bir arada uygulanabilir. Örneğin; bazı dersler sınıf içinde yüz yüze verilecek bazı dersler ise uzaktan eğitim yoluyla öğrencilere sunulacak.

Yeni eğitim-öğretim yılında bizleri değişik uygulamalar bekliyor olabilir. Bu uygulamaların ne olacağını hepimiz merakla bekliyoruz. Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

27 Temmuz 2019 Cumartesi

Çocuğunuzun Tatilini Verimli Geçirmesini Sağlayacak Öneriler

Foto Kaynak: https://www.pexels.com/photo/action-activity-boy-children-296301/

Çocuk-genç-yaşlı demeden hepimizin yılın belirli dönemlerinde tatile ihtiyacı var. Modern yaşamın üstümüze yüklediği sorumluluklardandır çalışıp üretime katkıda bulunmak. Çünkü toplumlar çalışıp çabalayan bireylerin katkısıyla gelişip yükselirler. Bizler de bunun bilincinde olarak çalışır ve topluma katkı sağlamaya çalışırız. Toplum hayatında çocuklarımızın da belirli sorumlulukları vardır. Onların görevi ise derslerine düzenli olarak çalışıp kendilerini geleceğe hazırlamak. İşte bu güzel çocuklarımız bir yıl boyunca çalıştılar, çabaladılar, ödevlerini düzenli olarak yaptılar ve tatili fazlasıyla hak ettiler. Peki tam bu noktada insanın aklına şu sorular geliyor: Çocuğumuz tatilini nasıl geçirmeli? Tatilde yapılabilecek etkinlikler nelerdir? İsterseniz hemen bu sorulara cevap aramaya başlayalım.

Öncelikle tatilin bedeni ve zihni dinlendirmek için olduğunu unutmayalım. Bizler öyle bir plan yapmalıyız ki hem çocuklarımız eğlensin ve dinlensin hem de bütün bir yıl boyunca öğrendiklerini unutmasınlar ve kendilerini geliştirmeye devam etsinler. Bizim bu ölçütü dikkate alarak plan yapmamız şart. Unutmadan şunu da söyleyelim: Tatil planınızı çocuğunuzla birlikte yapın, onun da fikirlerini alın; onun fikirlerini almanız kendisini değerli hissetmesini sağlayacaktır. Gelelim önerimize... Günde bir saati geçmeyecek şekilde çocuğunuzun bir yıl boyunca öğrendiklerini unutmaması ve pekiştirmesi adına bir ders çalışma programı hazırlayabilirsiniz. Dikkat edin; bu program çocuğunuzun dinlenmesine engel olmamalı. Bu ders çalışma programında çocuğunuzun eksikliklerini belirleyip bu eksikliklere odaklanmanızda da fayda var. Peki günde bir saati geçmeyecek şekilde ders çalışma programını hazırladıktan sonra başka ne gibi etkinliklerde bulunabiliriz? Bunları da maddeler halinde anlatalım:

1) Günün belirli saatlerinde ailecek kitap okuma etkinliği yapabilirsiniz. Kitap okumak insana bilgi kazandırır, insanın ufkunu genişletir ve farklı kültürleri ve yaşam tarzlarını tanımasını sağlar. Kısacası kitap okumak sizi ve çocuğunuzu birçok yönden geliştirir.

2) Çocuğunuzla birlikte tiyatro ve sinemaya gidebilirsiniz. Ancak gideceğiniz oyunların ve filmlerin çocuğunuzun gelişimsel özelliklerine uygun olması şarttır. Yani başka bir deyişle bu konuda oldukça seçici olmanız lazım.

3) Günün uygun saatlerinde ya da haftada birkaç gün şehir hayatının sıkıcı ve tempolu hayatından uzak yerlerde aile olarak doğa yürüyüşlerine çıkabilirsiniz. Böylece çocuğunuz doğayı ders kitaplarından öğrenmek yerine gözlemleyerek öğrenir ve bu da çocuğunuzun gelişimine artı puan kazandırır.

4) Çocuğunuzla birlikte bulunduğunuz şehirdeki ya da -imkânınız varsa- çevre şehirlerdeki müzeleri ziyaret edebilirsiniz. Müze ziyaretleri sizin ve çocuğunuzun kültürel gelişimine büyük katkı sağlar.

5) Fazla olmamak kaydıyla planlı ve kontrollü bir şekilde çocuğunuza televizyon da izlettirebilirsiniz. Ancak televizyonda izlemesine izin verdiğiniz programların eğitici ve öğretici nitelikte olmasına dikkat etmenizde fayda var.

6) Çocuğunuzla birlikte onun zihin-kas koordinasyonunu (psikomotor gelişimini) destekleyecek oyunlar oynayabilirsiniz.

7) Uzmanlar genellikle çocukların tablet bilgisayar vb. teknolojik araçlarla uzun süre oynamasını önermez. Bu son derece doğru bir öneridir. Ancak sizler tablet bilgisayarınıza çocuğunuzun zihinsel gelişimini destekleyecek oyunlar ve uygulamalar yükleyerek çocuğunuzun bu oyunları oynamasına izin verebilirsiniz. Ancak yine söylüyoruz ki abartmadan, aşırıya kaçmadan, kontrollü bir şekilde oynamalarına izin verin.

8) Çocuğunuzu spor, resim, drama, müzik vb. kurslara da gönderebilirsiniz. Bu tür kurslar çocuğunuzun kişisel ve sosyal gelişimine katkıda bulunur.


Değerli okurlar; tatiller çocuğunuzun boş zaman geçirmesini sağlayan zaman dilimleri değildir. Bu nedenle çocuğunuzun tatilini verimli bir şekilde geçirmesini sağlamak sizlerin elinde. Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

23 Temmuz 2019 Salı

Üniversite ve Bölüm Tercihinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Dünyamız hızla değişiyor. Buna bağlı olarak yaşam tarzımız ve tercihlerimiz de değişiyor. Gelecek bilim ve teknolojide... Bilim, teknoloji, toplumsal ve konu alanındaki değişmeler ve gelişmeler tercihlerimizi etkiliyor ya da etkilemelidir de. Değerli Eğitim Antolojisi okurları; bugünkü yazımızda üniversite ve bölüm tercihinde dikkat edilmesi gerekenler konusu üzerinde duracağız.

YKS tercihlerinde üniversite ve bölüm tercihi yaparken işinizi baştan sıkı tutmanız gerek. Baştan savma, özensiz bir şekilde tercih yapmayın. İyi düşünün ve sağlıklı kararlar verin. Öncelikle hedefinizi iyi belirleyin. Hangi üniversite ya da hangi bölümü istiyorsunuz? Bu soruya bir cevabınız olsun ve bu doğrultuda iyi bir tercih yapmaya çalışın. Çevrenizin baskısıyla istemediğiniz, mutlu olamayacağınız üniversite ve bölümleri tercih listenize almayın.

Bilinçli bir tercih yapmalısınız. İstekli olduğunuz üniversite ve bölümleri seçerken diğer yandan da seçeceğiniz bölümün iş olanaklarını da araştırıp ona göre bir karar verin. "İş olanakları nasıl? Mezun olduğumda rahatlıkla iş bulabilir miyim?" sorularını göz önünde bulundurun ve bu sorulara cevap arayın. Eğer okumayı  istediğiniz bir bölümse ve iş olanakları da iyiyse hiç düşünmeden tercihinizi yapabilirsiniz.

Tercih yaparken seçtiğiniz üniversitenin niteliğini de göz önünde bulundurun. Zira özel sektörde çalışmak ve kariyer yapmak istiyorsanız hangi üniversiteden mezun olduğunuz işveren tarafından dikkate alınır ve işveren çoğu zaman bu ölçüte göre karar verir.

Tercih yapmadan önce zihninizde yerleşmek istediğiniz üniversite ve bölümleri belirlediniz. Şimdi sıra o üniversite ve bölümler hakkında araştırma yapmakta. Değerli okurlar; altını çizerek söylüyoruz ki yerleşmek istediğiniz üniversitelerin öğrencilere sağlayacağı imkânları iyice araştırın. Aynı şekilde okumak istediğiniz bölümü seçerken de göreceğiniz derslerin hangi dersler olduğunu ve bu derslerin hoşlanacağınız nitelikte olup olmadığını iyice araştırın. Tercihlerinizi buna göre sıralayın. Sadece puana bakarak tercih yapmayın. Konunun uzmanı rehber öğretmenlerden destek alarak bu süreci hatasız atlatmaya çalışın.

Değineceğimiz önemli konulardan birisi de şu: "Yerleşeyim de neresi olursa olsun!" düşüncesiyle kesinlikle hareket etmeyin. Bu tutum çok yanlış bir tutum. Bu düşünceyle hareket ettiğiniz takdirde yıllarınızın heba olması riskiyle karşı karşıya kalırsınız.

Tercih aralığını geniş tutmanızda fayda var. Tüm tercih haklarınızı kullanın. Kendinize alternatif üniversite ya da bölümler belirleyin. Tabii ki belirleyeceğiniz alternatif üniversite ya da bölümler ilgi alanlarınız dahilinde olsun. Tek bir üniversite ya da tek bir bölüme odaklanmayın.

Değerli adaylar; tercih yaparken hem ailenizle hem de konunun uzmanı rehber öğretmeninizle iş birliği içinde hareket edin ve onlarla sürekli iletişim halinde olun. Tercih yaparken sağlam ve gerçekçi kararlar almaya çalışın. Sırf aileniz istiyor diye istemediğiniz üniversite ya da bölümleri tercih etmeyin. Ailelerin de bu konuda oldukça duyarlı olması şart.

Tercih yaparken aldığınız puanın ne anlama geldiğini rehber öğretmeninizle birlikte iyice analiz edin. Puanınızı ve sıralamanızı puan türlerine göre değerlendirin.

Seçeceğiniz bölümün alan içi olup olmadığını tespit edin, kontenjan sayılarını da dikkate alarak tercih yapın. Bölümün özelliklerini en ince ayrıntısına kadar araştırın. Daha önce o üniversite ve bölümde okumuş bir tanıdığınız varsa o kişiden bilgi almaya çalışın ya da internette güvenilir kaynaklardan kapsamlı bir araştırma yapın.

Değerli okurlar ve üniversite adayları; devir bilgi, bilim ve teknoloji devri... Tercihlerinizi yaparken bu faktörü de göz önünde bulndurun. Öngörülere göre yapay zekânın önemli bir yer tutacağı bir gelecek bizleri bekliyor. Eğer bilime, teknolojiye meraklıysanız ve bu alanda kariyer yapmak istiyorsanız programlarına yapay zekâyı dahil eden üniversiteleri tercih edin.

Yazımızı bitirmeden önce şu konuya da değinelim: Geleceğin mesleklerine odaklanmak yerine mesleklerin geleceğine odaklanın. Mesleklerin geleceğini araştırıp bu doğrultuda tercihlerinizi yapmalısınız. Seçim sizin, karar sizin. Önermesi bizden, uygulaması sizden. Herkese huzur ve mutlulukla dolu sağlıklı günler...


13 Haziran 2019 Perşembe

Karne Alan Çocuğa Nasıl Davranılmalı?



Karne bütün bir dönem boyunca öğrencinin  gösterdiği akademik başarının bir belgesi niteliğindedir. Ancak şunu da belirtelim ki karne her şey demek değildir. Bunun bilincinde olan anne-baba ve öğrenciler karne dönemini sağlıklı bir şekilde atlatırlar. Değerli okurlarımız; bu yazımızda "karne başarısı", "karne başarısızlığı" ve "karne alan çocuğa nasıl davranılmalı?" konuları üzerinde duracağız. 

Eğitim-öğretimle içli dışlı olan çoğu kişinin de bildiği üzere başarıyı etkileyen tek faktör zekâ değildir. Zekâ dışında başarıyı etkileyen birçok faktör vardır. Eğer çocuğunuz kötü bir karne getirdiyse şu soruları kendinize sormanız gerekir: 

-Çocuğum çalışma alışkanlığını yeterince kazanabildi mi? 
-Çocuğuma evinde rahat bir ders çalışma ortamı sağlayabildim mi? 
-Çocuğumda sorumluluk duygusu var mı? Sorumluluk duygusu yeteri kadar yerleşmiş mi? 
-Çocuğumun ruhsal yönden durumu nasıl? Duygusal sorunlar yaşıyor mu?
-Çocuğumun hem oyun oynayabileceği hem de derslerine verimli bir şekilde çalışabileceği etkili bir ders planı var mıydı? 

Çocuğunuz kötü bir karne getirdiyse kesinlikle kendinize bu soruları sormalı ve kendinizi de sorgulamalısınız. Çocuğunuzla duygusal ve akademik yönden yeterince ilgilenmediyseniz, bu karne başarısızlığında sizin de payınız var demektir. O nedenle ebeveynler kendilerini de sorgulamalı ve kendilerinde bulunan eksiklikleri tespit edip buna göre hareket etmelidirler. 

Maalesef üzülerek belirtiyoruz ki karne başarısızlığını dünyanın sonuymuş gibi gören ve algılayan veliler var. Şunu unutmayın ki karne çocuğun tüm performansını yansıtmaz. Karne, akademik başarıyı gösteren bir belgedir. Bu nedenle karneye gereğinden çok fazla anlam yüklemeyin. Karne elbette önemlidir ancak çocuğunuzun ruh sağlığından daha önemli değildir. Hemen bu noktada aklımıza şu soru gelir: "Karne alan çocuğa nasıl davranılmalı ya da davranmalıyım?" İsterseniz maddeler halinde bu sorunun cevabını arayalım: 

1) Çocuğunuz kötü bir karne getirdiyse öncelikle çocuğunuzla doğru bir iletişim kurarak bu başarısızlığın nedenlerini çocuğunuzla birlikte tespit etmeye çalışın. Onunla birlikte eksikliklerini gidermesine yönelik verimli ve etkili bir çalışma programı hazırlayın. Tabii bu çalışma programını hazırlarken çocuğunuzun beklenti ve ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurun. Örneğin; çocuğunuzun oyun ve eğlence faaliyetlerini kısıtlamayın. Oyun ve eğlence faaliyetleri çocuğun ruhsal ve sosyal yönden gelişimini sağlar. 

2) Çocuğunuzu kayıtsız şartsız sevdiğinizi onlara hissettirin. "Annem ve babam beni sadece başarılı olduğumda sever." düşüncesinin çocuğunuzda yerleşmesine izin vermeyin. Koşulsuz sevgiyi hissetmeyen çocuk karne konusunda ve ileriki yaşamında başarıya bağlı yaşayıp olayları ve olguları başarılı olma kriterine göre değerlendireceği için sorunlar yaşayabilir. Karne başarısızlığı yaşayan çocuk ise böyle düşüneceği için bu hususta dürüst olmayan yöntemlere başvurabilir. Bu nedenle dikkatli olmakta fayda var. 

3) Kesinlikle sözel ve fiziksel şiddette bulunmayın. "Senden adam olmaz.", "Tembel, yaramaz" gibi ifadeler çocuğun benlik algısını olumsuz etkiler, ruh dünyasında yaralar açar. Sözel ve fiziksel şiddete uğrayan çocuğun özgüveni azalır ve kişilik gelişimi de olumsuz etkilenir. 

4) Karnedeki davranış notlarına da vurgu yapın. Çocuğunuz akademik anlamda başarılı olamayabilir ancak davranışsal anlamda öğretmeninin beğenisini kazanmışsa onu bu yönden takdir edin. Ancak daha sonra ders notlarına da dikkat çekin ve bu başarısızlığın nedenlerini tespit etmeye çalışın. 

5) Karne başarısızlığı hususunda çocuğunuza ceza vermek sağlıklı sonuçlar doğuramayabilir. Bu nedenle ceza vermek yerine yukarıda da belirttiğimiz gibi başarısızlığın nedenlerini tespit edip buna yönelik bir çalışma programı hazırlayın. 

6) Bizim toplumumuzda bir efsane vardır: "Komşunun çocuğu efsanesi". Anne babalara göre "komşunun çocuğu" ya da "filancanın çocuğu" her konuda başarılıdır ve kendi çocuklarının önündedir. Anne-babalar çoğu zaman çocuklarını motive edebilmek için bu söylemi kullanırlar. Ancak bu söylem kesinlikle yanlıştır ve çocuğunuzu motive etmez. Aksine onlarda yetersizlik duygusunun oluşmasına yol açar ve özgüvenlerini azaltır. Bu nedenle kötü bir karne getiren çocuğunuzu kesinlikle akranlarıyla veya kendi çocukluğunuzla kıyaslamayın. 

7) Çocuğunuzu aldığı not üzerinden değerlendirmeyin. Onun dönem boyunca gösterdiği çabasına vurgu yapın ve onu çabaları için takdir edin. "Başarılı olamasan da elinden geleni yaptın ve çok çabaladın. Gösterdiğin çaba nedeniyle seninle gurur duyuyorum." gibi bir söylem çocuğunuzun ruhsal durumu için uygun bir söylemdir. 

8) Karne üzerinden çocuğunuzun hayatta başarılı olup olamayacağı konusunda tespitler yapmaktan kaçının. Çünkü karne, çocuğun hayat başarısının göstergesi olamaz. Karnesi çok iyi olan bir öğrenci ilerleyen zamanlarda hayatta başarısız da olabilir. Bunun tam tersi karnesi kötü olan bir öğrenci ileride başarılı olabilir. Bu konuda sağlıklı değerlendirmeler yapmakta fayda var. 

9) Ebeveynler olarak çocuğunuzu başarılı ya da başarısız yönleriyle iyi tanımaya çalışın. Her insanın farklı konularda farklı yetenekleri vardır. Çocuğunuza yetenekleri ve donanımı doğrultusunda bir başarı kriteri belirleyin ve karne başarısını ya da başarısızlığını bu doğrultuda değerlendirin.

10) Çocuğunuza her şeyden önce kendisi ve geleceği için çalışıp başarılı olması gerektiği bilincini aşılayın ve iyi bir karne getiren çocuğunuza onu şımartacak tarzda abartılı övgülerde bulunmaktan kaçının ve onlara pahalı ödüller almayın.

11) Karne, çocuğun zekâ seviyesi hakkında yeterli bilgi vermez. Zaten karne çocuğun zekâ seviyesinin göstergesi değildir. Bunu göz önünde bulundurarak çocuğunuzu zekâ seviyeleri açısından gruplandırmaya dahil etmeyin. Başka bir deyişle çocuğunuzu "zekâ seviyesi ileri veya geri" şeklinde tanımlamaktan kesinlikle uzak durun.

Değerli okurlar; kötü karne dünyanın sonu değildir. Yazımızda da vurguladığımız gibi ortada kötü bir karne varsa başarısızlığın nedenlerini tespit edip bir yol haritası çizmeniz oldukça isabetli bir karar olacaktır. Unutmayın ki karne önemlidir ancak çocuğunuzun ruh sağlığından daha önemli değildir. Çocuğunuzun gelişimsel özelliklerini ve ruhsal durumunu göz önünde tutarak iş birliği içerisinde karne sürecini sancısız bir şekilde atlatmak aslında sizin elinizde. Karne, çocuğunuzun zekâ seviyesini ortaya çıkaran bir belge değil, akademik başarının derecesini ortaya çıkaran bir belgedir. Bunu göz önünde tutup buna göre sağlıklı değerlendirmeler yapmakta büyük bir fayda görüyoruz.

Değerli okurlarımız, bu yazımızda "karne başarısı", "karne başarısızlığı" ve "karne alan çocuğa nasıl davranılmalı?" konuları üzerinde durduk. Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

28 Mayıs 2019 Salı

Liselere Yeni Sistemle Birlikte Gelen Değişiklikler



Her şeyin hızla değiştiği dünyada çeşitli yenilikler yapmak kaçınılmaz bir durum. Bilimsel, teknolojik, toplumsal ve konu alanlarında yaşanan yeni gelişmeler bizleri eğitimde çeşitli yenilikler yapmaya mecbur kılıyor. Gerek bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan yeni gelişmeler, gerek eğitimde verimliliğinin en üst düzeye taşınmak istenmesi nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından lise öğrenimine çeşitli yenilikler getirildi. Bu yazımızda liselere yeni sistemle birlikte gelen değişiklikleri ele alacağız.

Yeni sistemle birlikte gelen değişiklikler:

1) Ders sayısı azalıyor. Eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerin öğrendiklerini içselleştirmesi oldukça önemli. Bu amaçla lise öğreniminde ders sayısının azalmasına karar verildi. Ders sayısının azalmasıyla öğrencilerin omuzlarındaki yükün hafifletilmesi amaçlanıyor.

2) Liselere kariyer ofisleri geliyor. Kariyer ofislerinin amacı sanıyoruz ki öğrencilerin yeteneklerini ve neye yatkın olduklarını tespit etmek ve onlara ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda rehberlik etmek. Onların gelecekleri hakkında planlamalar yapmak. Nice yetenekli öğrenci yeterli rehberlik hizmeti göremediği için bu eğitim sistemi içinde yitip gitti. Umuyoruz ki kariyer ofisleri verimli ve etkili bir şekilde kullanılır ve öğrenciler ilgilerine ve yeteneklerine göre doğru bir şekilde yönlendirilir.

3) 12. sınıflarda ders saatleri azaltılacak ve destek çalışmaları gelecek. Yani başka bir deyişle 12. sınıf üniversiteye hazırlık sınıfı olacak.

4) Her öğrenci üniversitedeki gibi kendi istediği dersleri seçebilecek.

5) Bilindiği üzere ülkemizde yaparak yaşayarak öğrenmenin çok önemli bir yer tuttuğu yapılandırmacı anlayışla eğitim-öğretim faaliyetleri yürütülmekte. Eğitim sistemimizde yapılandırmacı anlayışın tam anlamıyla uygulanıp uygulanamadığı da tartışmalı bir konu. Yeni sistemle birlikte yaparak-yaşayarak (uygulayarak) öğrenmenin ağırlık kazanması hedefleniyor.

6) 12. sınıfta ilginç, yenilikçi derslerin programda yer alması bekleniyor.

7) Liselere gelen yeni sistemle birlikte öğrencinin her alandan ders alabilmesi hedefleniyor. Bu amaca yönelik olarak dengeli bir ders çizelgesi oluşturulacak.

8) Yapılan değişikliklerle birlikte proje sunumlarının, portfolyo hazırlıklarının olduğu yaşam becerileri etkinliklerinin ağırlık kazanması hedefleniyor.

9) Bilgi Kuramı zorunlu ders haline gelecek. Peki nedir bilgi kuramı dersi?

Bilgi kuramı terimi, bilginin ne olduğunu, bilgi olgusunun nasıl gerçekleştiğini inceleyen, bilginin özünü, kaynaklarını ve sınırını ele alan bir terim.

Bilgi Kuramı dersi, öğretmenlere ve öğrencilere bilmenin çeşitli yolları ve bilgi alanları hakkında eleştirel bir biçimde düşündürme fırsatı sunacak. Yani öğretmenler ve öğrenciler bu derste bilimin ve felsefenin ışığında bilgi olgusunu, bilginin özünü ve kaynaklarını ele alacak ve bu konular hakkında derinlemesine düşünme fırsatı bulacak.

Bu arada maddeler halinde sıraladığımız bu yeniliklerin 2020-2021 eğitim-öğretim yılından başlayarak lise programında yer alması bekleniyor.

Peki, bu yenilikler kulağa çok hoş geliyor ama biz bu yenilikleri hayata geçirebilecek miyiz? Bu yenilikleri hayata geçirebilmek için neler yapmalıyız?

Lise öğrenimindeki bu değişikliklerin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi öğretmenlerimizin niteliklerine bağlı. Bilindiği üzere eğitimin ana aktörü öğretmenlerimizdir. Onları güçlendirmedikçe bu sistemi hayata geçirmemiz zor. Hizmet içi eğitimlerle öğretmenlerimizi süratle bu sürece adapte etmeliyiz.

Bu husustaki ikinci konu da öğretmenler arasındaki ayrım konusu. Öğretmenler arasındaki ücretli, sözleşmeli, kadrolu ayrımı ortadan kaldırılmalı. Aksi takdirde ne değişiklik yaparsak yapalım verim elde edemeyiz.

Değerli okurlar, her şeyin hızla değiştiği günümüz dünyasında eğitim sistemimizi de değişen şartlara ve çağımızın gereklerine uygun bir şekilde yapılandırmamız ve geliştirmemiz gerek. Bu yapılandırma ve geliştirme sürecinde sadece yetkililere değil toplumun bütün paydaşlarına görev düşmekte.

Yazımıza son verirken bir de matematik dersinin seçmeli ders olacağı iddiasına değinelim. Bu iddia Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve MEB yetkilileri tarafından kesin bir dille yalanlandı. Yani bu iddia doğru değil. Bir lise öğrencisi matematik dersi almadan bir üst sınıfa geçemeyecek. Her öğrenci matematik dersini almak zorunda.

Değerli okurlarımız, bu yazımızda liselere yeni sistemle birlikte gelen değişiklikler konusunu ele aldık. Herkese, mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...

24 Ocak 2019 Perşembe

Eğitim Programı Ögeleri


Merhaba arkadaşlar. Bu yazımda sizlere eğitim programı ögeleri hakkında bilgi vermek istiyorum. İsterseniz başlayalım: 

Eğitim programı ögeleri dört başlıktan oluşur. Bunlar; 

-Hedef
-İçerik
-Eğitim Durumları
-Değerlendirme 


Şimdi bu ögeleri tek tek açıklayalım: 

1) Hedef: -"Bireyleri niçin eğitiyoruz?" sorusuna yanıt aranır. 
-Bu program ögesi boyutunda önemli olan bireylere kazandırılacak bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıklardır. 
-Bu bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıkların çok iyi belirlenmesi gerekir. 
-Hedefler en önemli öge olarak tanımlanır. Çünkü diğer program ögeleri hedeflere göre şekillendirilir. Yani biz eğitim programını bir bina olarak düşünürsek hedefleri binanın temeli olarak düşünmeliyiz. Binanın temeli sağlam olmazsa bina yıkılır. O nedenle hedeflerin çok iyi belirlenmesi gerekir. 

2) İçerik: - Bu program ögesi boyutunda "Bireylere ne öğretelim?" sorusuna yanıt aranır. 
-Öğretilecek üniteleri, öğrenme alanlarını ve temaları kapsayan boyuttur. 

3) Eğitim Durumları: - Bu boyutta ise "Bireylere üniteleri, temaları, konuları nasıl öğretelim?" sorusuna yanıt aranır. Başka bir deyişle "Dersleri nasıl işleyelim?" sorusuna yanıt aranır. 
-Öğrenmeyi sağlama amaçlı yöntem-teknik, araç-gereç vb. değişkenleri içerisinde barındıran program ögesi boyutudur. 
- Bu program ögesi boyutunda ünite, tema ve konuların öğretiminde çeşitli yöntem-tekniklerden ve çeşitli araç gereçlerden yararlanılır. 

4) Değerlendirme: - "Bireylere ne kadar öğrettik?" sorusuna yanıt aranır. 
- Bu program ögesi boyutunda hedeflere ne derece ulaşıldığının tespiti yapılır. 
-Değerlendirme sürecini programın ve eğitim-öğretim sürecinin dönüt aşaması olarak adlandırabiliriz. 

Değerli okurlar; bugünkü konumuzu burada bitiriyorum. Sonraki yazımda ise "İyi Bir Eğitim Programının Özellikleri"nden bahsedeceğim. Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler...


23 Ocak 2019 Çarşamba

Öğretmen Adayları 40 Bin Atama Müjdesi Bekliyor


Öğretmen adayları Şubat ayında 40 bin atama müjdesi bekliyor. 

Yaklaşık 400 bin atanamayan öğretmen Şubat ayında 40 bin atama müjdesini büyük bir heyecanla bekliyor. Onlar; 

-Zihinsel, ruhsal ve ahlaki yönden gelişmiş, 
-Dil bilinci ve milli şuuru gelişmiş,
- Bilimsel düşünme tutumuna sahip ve demokratik tutumu benimsemiş

bireyler yetiştirmek için bir an önce göreve başlamak istiyorlar. Cehaletin en büyük düşmanı, karanlıkları aydınlıklara çevirecek olan eğitim neferlerinin sesine kulak verelim. Onlar haklarını kazanmak için çaba gösteriyorlar, mücadele ediyorlar. Onların hayali atanarak vatanımıza ve milletimize yararlı olan bireyler yetiştirmek, cehalet meşalesini söndürerek bilginin, bilimin ve kültürün meşalesini yakmaktır.Biz de onların haklı ve kararlı mücadelesine sessiz kalmayalım ve onlara destek olalım. 

Yaklaşık 135-140 bin öğretmen açığının bulunduğu ülkemizde 40 bin öğretmen atamasının yapılması şarttır. Okullar öğretmensiz, öğrencilerimiz ışıksız kalmasın. Yıllardır öğretmen olabilmek için her türlü fedakarlığı yapan, her türlü cefayı çeken eğitim neferlerimiz görevlerine kavuşsunlar. Yetkililerden tek bir isteğimiz var: "Bakan" olmasınlar sorunları "gören" ve "çözen" olsunlar. 

18 Ocak 2019 Cuma

Eğitim Olumlu Davranışlar Kazandırma Sürecidir


Merhaba arkadaşlar. "Eğitim Nedir?" adlı yazımda eğitimin tanımını yapmıştım. Eğer okumadıysanız o yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Bu yazımda ise eğitimin tanımında yer alan "bireyin davranışlarında istendik yönde değişiklik meydana getirme" meselesinden bahsetmek istiyorum. 

"İstendik yönde değişiklik" -yani biz bunu istendik davranışlar olarak da adlandırabiliriz- başka bir deyişle istendik davranışlar dediğimizde aklımıza olumlu davranışlar gelmelidir. Yani aklımıza gelebilecek her türlü olumlu davranış kapsam içerisinde düşünülebilir. Eminim ki aklınızda bir çerçeve oluşmuştur. Bu çerçeveyi oluşturduktan sonra sizler de istendik davranışlar konusunda bir liste oluşturabilirsiniz. Hatta bu istendik davranışlar konusunda bir kitap bile yazılabilir. Ancak ben bu yazımda konuya yüzeysel açıdan bakmak istiyorum. 

Peki nedir bu istendik davranışlar ya da ne olmalıdır? Bu sorunun cevabını arayalım: 

1) Benim için en önemlisi öğrencileri insanî değerler açısından iyi bir şekilde yetiştirebilmektir. Onlara imkanlarımız doğrultusunda iyi bir şekilde değerler eğitimi vermemiz gerekli. Bu konuyla ilgili yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Yani birinci istendik davranış öğrencilerin hoşgörü, sevgi, merhamet, dürüstlük vb. insanî değerlere sahip olması. 

2) Bireyin günlük yaşamını kolaylaştıracak bilgi ve becerilere sahip olması,

3) Bireyin dil bilinci kazanması, 

4) Bireyin milli şuur kazanması, 

5) Öğrencilerin demokratik tutumu benimsemesi, 

6) Öğrencilerin bilimsel düşünme tutumunu benimsemesi, 

7) Öğrencilerin insan hakları konusunda bilinçli olması ve insan haklarına saygılı olması, 

8) Öğrencilerin haklarımız ve sorumluluklarımız konusunda bilinçli olması

9) Öğrencilerin eleştirel düşünme alışkanlığını kazanmış olması,

10) Öğrencilerin teknolojik gelişmeleri yakından takip etmesi ve bilgi teknolojisini etkili bir şekilde kullanabilmesi. 

Değerli okurlar; yazımın başında da söylediğim gibi "istendik davranışlar" dediğimizde aklımıza "her türlü olumlu davranış" gelecek. Ben böyle 10 maddelik kısa bir liste oluşturdum. Bu maddeleri ilerleyen günlerde sitemde detaylı bir şekilde ele almayı düşündüğümden konuya yüzeysel olarak baktım. Aslında derine indiğimizde bu maddeleri çoğaltmamız mümkün. 

Bugün anlatacaklarım bu kadar. Bir başka yazımda görüşmek üzere. Sevgiler ve saygılar...



5 Ocak 2019 Cumartesi

Nerede Hata Yapıyoruz?


Eğitimin klasik bir tanımı vardır. "Bireyin davranışlarında kasıtlı olarak istendik yönde değişiklikler meydana getirme süreci" diye klasik bir tanım yaparız eğitim için. Peki biz bu "istendik" yani "olumlu" davranışları çocuklarımıza, gençlerimize yeterince kazandırabiliyor muyuz? Bir de "Eğitimin amacı nedir?" diye sorsak şu maddeleri sıralarız sanırım:

-Bireyin yaşadığı topluma ve çağa ayak uydurabilmesini sağlama
-Bireyi bilgi ve becerilerle donatma
-Bireyi teknolojiyle tanıştırma ve bireyin bilgi teknolojilerini etkili bir şekilde kullanmasını sağlama 
-Dilimizi doğru kullanabilme 

vs. gibi maddeleri sıralayabiliriz ve bunları da çoğaltabiliriz. Peki biz gençlerimizi, çocuklarımızı değerler eğitimi açısından yeterince iyi yetiştirebiliyor muyuz? Ben bu soruyu sadece biz öğretmenlere sormuyorum. Toplumun her kesimine soruyorum. Mesela aileler... Çok klasik bir ifade olacak ama yine de söylemek istiyorum: Eğitim öncelikle evde yani ailede başlar. Aileler, değerler eğitimi dediğimiz ve değerler eğitiminin içerisinde yer alan hoşgörü, merhamet, sevgi, dürüstlük, sadakat, yardımlaşma, büyüklere saygı vb. insani değerleri küçük yaşlardan itibaren çocuklarına aşılayabiliyorlar mı? Biz eğitimciler okulda değerler eğitimini yeteri kadar verebiliyor muyuz çocuklarımıza? Yoksa onları akademik bilgilere mi boğuyoruz? Bunları oturup bir düşünmemiz lazım. 

Eğitim sistemimiz maalesef çocuklarımızı, gençlerimizi akademik bilgi ve becerilere boğmamızı istiyor. Sınavların çok önemli bir yer tuttuğu bir eğitim sisteminde maalesef bu durum kaçınılmaz oluyor. Haliyle biz öğretmenler de sistemin gerektirdiği şeyleri uygulamak zorunda kalıyoruz. Ben buradan  tüm meslektaşlarıma seslenmek istiyorum: Elimizden geldiğince öğrencilerimize değerler eğitimini verelim. Neredeyse her gün bu konuya vakit ayıralım. Her ders 10 dakika ayırsak bile kazancımızın büyük olacağını düşünüyorum. Öğrencilerimize önce insan olmayı, insan olmanın gerektirdiği nitelikleri öğretelim. 

Ailelere gelince... Sevgili aileler; özgüven ile kibir arasında çok ince bir çizgi vardır. Eğer o ince çizgi aşılırsa çocuğunuz kibirli, egolu bir insana dönüşür. O nedenle çocuğunuzun olur olmaz her davranışını övmeyin. Onların her isteğini yerine getirmeyin. Eğer sizler sorgusuz sualsiz, kayıtsız şartsız her isteğini yerine getirirseniz onlar da büyüdüklerinde şımarık bir kimliğe bürünürler ve kendilerini dev aynasında görürler. Onları sorumluluk bilincine sahip, sabırlı bireyler olarak yetiştirmeye gayret edin. 

Değerli okurlar; bu yazı bir suçlama yazısı değildir. Bu yazı bir sorgulama ve farkındalık yazısıdır. Toplum olarak sorumluluğumuz büyük. Eğer biz toplum olarak bu konuya gereken önemi vermezsek, üzerimize düşen sorumluluklarımızı yerine getirmezsek gün gelir bir genç kalkar sırf tutanak tuttu diye değerli bir bilim insanının canına kıymaya kalkar. Lütfen toplum olarak futbola verdiğimiz önemi eğitime de verelim. Futbola verdiğimiz önemi eğitime de verirsek ne Finlandiya'yı konuşuruz ne de Japonya'yı konuşuruz. 

Buraya kadar tahammül edip okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Herkese mutlu ve sağlıklı günler...

Foto Kaynak: https://images.pexels.com/photos/261909/


18 Aralık 2018 Salı

Eğitim Nedir?


Merhaba arkadaşlar. Bu yazımda eğitimin tanımını yapıp eğitim hakkında birkaç konuya değinmek istedim. İsterseniz başlayalım. 

Eğitimin birçok tanımını yapabiliriz. Yapabileceğimiz, aklımıza gelen tanımlar ise şunlardır:

1) Basit bir tanım yapacak olursak: Eğitim davranış değiştirme sürecidir. Ancak bu davranış değişikliğinin istendik yani olumlu yönde olması gerekir. 

2) Eğitim, önceden belirlenmiş hedeflere göre bireyin yetiştirilmesi sürecidir.

3) Eğitim, bireye toplumsal hayata uyum sağlayabilmesi ve bu düzen içerisinde rahatça yaşayabilmesi için gerekli bilgi ve becerilerin kazandırıldığı bir süreçtir.  

Yukarıda üç tane tanım verdim. Ancak bu tanımlar dışında genel bir tanım var ki akademik kaynakların hemen hepsinde bu tanıma rastlarız. Bu tanım ise Ertürk'ün tanımıdır:

"Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla, kasıtlı olarak, istendik yönde değişiklik meydana getirme süreci"

Bu tanıma baktığımızda anahtar kelime gruplarının "kendi yaşantısı yoluyla", "kasıtlı olarak", ve "istendik yönde değişiklik" olduğunu görüyoruz. 

Peki, tanımımızı yaptıktan sonra başka neler söyleyebiliriz eğitim hakkında? Şimdi bunları sıralayalım:

1) Eğitim sürecinin sonunda bireyin davranışında mutlaka bir değişme olmalı. Yukarıda da söylediğimiz gibi bu değişmenin olumlu yönde olması gerekir. Yani başka bir deyişle eğitimin amacı bireye olumlu davranışlar kazandırmaktır. 

2) Eğitimde kesinlikle bir amaç ya da kazanım vardır. Eğitim sürecindeki hedef ise bu kazanımları gerçekleştirmektir. 

3) Eğitim bireyi her yönden geliştirir. "Her yönden" derken bunu biraz açmak istiyorum: Davranışçı yaklaşıma göre düzenlenen bir eğitim programında hedef genellikle bireyi sadece zihinsel yönden geliştirmekti. Ülkemizde eskiden uygulanan bu yaklaşıma göre birey sadece zihinsel yönden geliştiriliyor, bireyin diğer yönleri göz ardı ediliyordu. Ancak şu an uygulanan yapılandırmacı yaklaşıma göre hedef öğrencileri zihinsel, fiziksel, ruhsal vb. yönlerden geliştirmektir. Yani şu anki anlayışa göre temel amaç bireyleri bilişsel, duyuşsal ve psikomotor beceriler bakımından başka bir deyişle bütün olarak geliştirmektir. 

4) Eğitim bireyi hayata hazırlar. Yaşam için gerekli olan bilgi ve becerileri bireye kazandırır. 

"Eğitim nedir?" sorusuna verebileceğimiz birçok cevap var aslında. Daha fazlası için Kaliteli Eğitimin İnsana Kazandırdığı 20 Önemli Nitelik adlı makaleme bakabilirsiniz. 

Foto Kaynak: https://images.pexels.com/photos/207665/

13 Aralık 2018 Perşembe

Yükseköğretimdeki Öğrenci Sayısı Giderek Artıyor


Bugün internette haberleri okurken TRT Haber'in Facebook sayfasında bir haber gördüm. Haberin başlığı şuydu: "Yükseköğretimdeki öğrenci sayısı 8 milyonu aştı" Peki bu haber güzel, olumlu bir haber mi, övünülecek bir haber mi? Cevabını ben vereyim isterseniz: Elbette hayır. İlk bakışta konuya yabancı olanlar "Ne var canım bunda? Gençler ne güzel okuyor. Okumasınlar da kötü alışkanlıklar mı edinsinler?" diye bir yorumda bulunabilirler. Ama işin iç yüzü öyle değil. Bir eğitimci olarak bu konudaki düşüncem şu: Bu 8 milyon öğrenci geleceğin işsiz adayları. Çünkü ülkemizde maalesef üniversite okuyan gençlerimizin rahatlıkla iş bulduğu bir ortam ve sistem yok. Şöyle düşünürsek: Hadi bu gençlerin 1-2 milyonu öyle veya böyle bir işe girseler geriye kalıyor yine 6-7 milyon işsiz. Durum ne yazık ki böyle. Evet, doğru gençlerimiz okuyor, ama niçin okuyor? İşsiz kalmak için mi okuyor? Sizlere şunu sormak istiyorum: Geçimini sağlayamayan genç ülkemizin eğitimine, ekonomisine, bilimine ve kültürüne nasıl  katkı sağlasın? 

Sevgili okurlar, yani anlatmak istediğim şu ki; üniversite açmakla, kontenjanları artırıp bu üniversitelere öğrenci almakla iş bitmiyor. Doğru ve yerinde planlamaların yapılması şart. Planımızı geleceğe göre şekillendirmemiz ve adımlarımızı ona göre atmamız gerekiyor. Okuyan gençlerimiz için kesinlikle iş imkanları oluşturmalıyız. "Ne var canım, onlar da gitsin başka işlerde çalışsınlar. İş mi yok?" demek işin kolayına kaçmak ve sorunları görmezlikten gelmekten başka bir şey değildir. Bizlerin ve yetkililerin kendimize sormamız gereken soru ise şudur: Üniversitede gecesini gündüzüne katarak dirsek çürüten, sabahlara kadar ödev yapıp, sınavlara çalışan gençlerimize üniversiteyi bitirdikten sonra nasıl iş imkanları oluşturabiliriz? Bir de bu işin aile tarafı var tabi. Belki de o aile çocuğunu üniversitede okutup iş sahibi olabilmesi için ne türlü fedakarlıklar yaptı? Belki kendisi harcamadı çocuğuna gönderdi kazandığı parayı... Sırf o okuyup iyi yerlere gelebilsin diye... 

Bu konu gerçekten küçümsenecek bir konu değil. Bu ülkenin gençleri geleceğimizdir. Lütfen gençlerimizin değerini bilelim ve onların bu sorununa sessiz kalmayalım. Yetkililerimiz lütfen "bakan" değil "gören" ve "çözüm üreten" olsunlar. Saygılarımla...



9 Aralık 2018 Pazar

Blog Dünyasına Merhaba


Bugün blog dünyasına ve internet bilgi mecrasına yeni bir blog kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorum. Aylar öncesinde açtığım ve bir türlü ilgilenmeye fırsat bulamadığım "Eğitim Antolojisi" isimli bloğumu bugün sizlerin hizmetine sunmaktan onur duyuyorum. 

Bilgi odaklı bir blog olan "Eğitim Antolojisi" nde eğitim bilimlerinden Öğretim Yöntem ve Teknikleri, Program Geliştirme, Rehberlik ve Özel Eğitime dair makaleler yer alacak. Ayrıca çok sık olmamakla birlikte tarih, coğrafya, edebiyat, Türkçe eğitimi ve bilim tarihine yönelik makaleler de kendine yer bulacak. 

Kaliteli bir biçimde sunulduğunda insanı her yönden geliştiren, insana karakter ve disiplin kazandıran, insanı okumaya, araştırmaya ve öğrenmeye sevk eden bir bilim olan eğitim hakkında söylenecek çok sözün ve yazılacak çok makalenin olduğunu düşünüyorum. Bu bloğun sizlerin desteğiyle de büyüyeceğine inancım tam. Saygılarımla...


Popüler Yayınlar